Didem Soydan: “FLO, Kurtarıcım O” FloBlogger / 13.06.2016

Her kadın gibi benim de ayakkabılarla aramdaki bağ çok özel ve çok yüksek, hatta o kadar yüksek ki, “çanta mı ayakkabı mı” dediklerinde tüm çantalarımdan vazgeçecek kadar ayakkabı tutkunuyum. Her ayakkabı alışımda adeta ilk kez ayakkabı alıyormuş gibi heyecanlanmak biz kadınlara ait bir duygu olmalı.

Kadınların ayakkabı tutkusunu ve takıntısını anlatan ‘Shoe Obsession’ sergisinden de bir o kadar etkilenmiştim. Nicholas Kırkwood, Christian Louboutin, Charlotte Olympia gibi birçok tasarımcının birbirinden farklı ve efsane tasarımlarına yer veren serginin bitmeyen ayakkabı tutkumu daha da irdelediği bir gerçek. 🙂

Farklı ve şanslı olarak şöyle bir artım var ki; ben bir modelim ve işim gereği yeni sezona ait tüm ayakkabı modelleri daha vitrinlere sunulmadan ayaklarımın önüne seriliyor (!) Tabii ki de çekim veya defile icabı. 🙂

Bugüne kadar defileler ve çekimler için o kadar çok birbirinden farklı ve değişik tasarımlarda ayakkabı denedim ki zaman için de ayakkabının şeklinden çok rahatlığı ve yürünebilir (!) olması ile daha çok ilgilenir oldum. İtiraf etmek gerekirse tasarımı ne kadar cezbedici olursa olsun rahat olmayan bir ayakkabıya 20 dakikadan fazla tahammül edebilmek herkesin harcı değil.

Malumunuz çok fazla defileye çıkıyoruz ve bu işi yakından takip eden herkes çok iyi bilir ki çoğu marka defilelerinde en fazla yaşanan kriz ayakkabı krizidir. Bu sebeple de bizlerden yani modellerden yanımızda muhakkak siyah, beyaz ve krem renklerde üç çift ayakkabı getirmemiz istenir.

           

Yine bir gün defileye giderken yanıma ayakkabı almayı unutmuşum. Benim FLO ile tanışmam tam da bu sebeple başladı diyebilirim aslında. O gün FLO’ya girdim ve benden hep yanımda getirmem istenen üç çift topuklu ayakkabıyı alarak çıktım. O gün bugündür benim birçok defile fotoğrafımda elbiselerin altında FLO marka ayakkabı görebilirsiniz. Sebebi ne derseniz ise topuklu olmalarına rağmen ayakkabılar o kadar rahattı ki dengesinden hiç endişe etmeden podyumda çok rahat yürüyorum.

Sonra tabii ki topuklusu bu kadar rahatsa düz ayakkabıları daha da rahattır diyerek bir sonraki gün bot aldığımı ve o sene boyunca ayağımdan çıkartmadığımı hatırlıyorum. Hatta bir FLO ayakkabı ile İtalya’nın güzel şehri Milano’yu gezdim. Biliyorsunuz ki Milano çok düz bir şehir, yokuş veya tümsek bulamazsınız. Turist olarak kaç km yol yürüdüğümü hatırlamıyorum ama ayağımdaki çiçekli ayakkabılarım ile şehri kilometrelerce yürüyerek keşfettim ve gün sonunda hiç şikayet etmedim.

           

Bu yaz da ben FLO’dan bir bavul ayakkabı aldım. Evet, bir bavul abartmıyorum; çünkü aradığım tarzda o kadar çok çeşit var ki bulduğumda hepsini alıyorum. İş yoğunluğumdan dolayı alışverişe çok fazla vaktim olmuyor. Özellikle FLO’daki çeşit çeşit sandaletler yaz aylarında kurtarıcım oluyor. Sıcak havalarda en çok tercih ettim ikili; uçuşan elbiseler ve sandaletler. Şık bir kombinin altına bile sandalet giymeyi tercih ediyorum. Önemli olan nasıl göründüğümden çok kendimi iyi ve rahat hissetmem. Birlikte kullanmayı hiç tercih etmediğim ikili ise, dolgu topuk ayakkabılar ve şortlar. Bence şortların en iyi tamamlayıcısı kesinlikle sandaletler!

       

Instagram’ı çok sık kullanan biri olarak mottom sevdiğim ve kullandığım şeyleri paylaşmak. Bahsettiğim ayakkabı ve sandaletlerin hepsini günlük yaşantımdan ve seyahatlerimden olan fotoğraflarda görebilirsiniz..

İlginizi Çekebilecek Diğer Başlıklar